uğur böceği - 26.5.2014

2617 kere okundu

Biz küçükken, henüz bıyıklar terlememiş, denizler kurumamış, Trabzonspor’un son şampiyon olduğu yıl unutulmamışken köyde yalınayak gezerdik. Öyle şimdi ki gibi yerlerde cam kırıkları olmazdı, teneke parçaları olmazdı. Değerliydi her şey, insanlar daha saygılıydı, bir şeyler kırılıp dökülüp etrafa serpilmezdi. Tek tehlike dikenlerdi, bir de ısırgan otları. Ama ne dikenden korkardık ne de ısırgan otu yakınca kaşımaktan kızartacağımız tenimizden. Nisan Mayos aylarında Uğur Böcekleri olurdu, daha ekilmemiş tarlaların otla kaplı yüzeyinde yakalar parmağımıza kondururduk; “uç uç böcek, annen sana yağlı moma verecek” diye şarkı söyler, böcek uçunca da mutlu olurduk. Böcek dediğime bakmayın, en sevdiğimizdi onlar, kaptan derdik, uğur böceğini sonradan öğrendik.

Mutlu olunca eli kalem kâğıda ya da klavyenin tuşlarına gitmiyor insanın. Neden mutluyum, niye mutluyum durup buradan size açıklamayacağım haliyle. Sonuçta çoğunuzu umursamıyorum, çoğunuz beni umursamıyor. On altı yıl önce kaybettiğim sandaletimin eşini buldum desem burun kıvırırsınız, kirazlar oldu desem e yani dersiniz soru soran bir tonda, sanane öküz desem okur geçersiniz; okuyun ve geçin. Mutlu olunca yazamıyor insan, bahar geldi, tatil yaklaştı, eylül desen tam kıvamında. Ve uğur böceği; uç uç böcek annen sana yağlı moma verecek. Burada ki moma mama yerine kullanılmıştır. Biz babama da Vayit Buba derdik zaten, millet kafa bulurdu bizimle. Millet belli bir zamana kadar bazen yüzümüze karşı, bazen arkamızdan hep kafa buldu bizimle, hor gördü. Şimdi onlara selam veriyoruz, mutlu oluyorlar. Mutlu demişken yine başa döneyim, yazma yazma nereye kadar. Bazen saçma sapanda olsa mutsuzmuşsun gibi davranmalısın.

Sakin akan bir ırmak bulup kenarına oturacaksın. Termostan doldurduğun çayı yudumlarken türkü sesi gelecek arkadan; ayva çiçek açmış yaz mı gelecek, gönül bu sevdadan vaz mı geçecek…  Çalış çalış nereye kadar, akıllı bir adam kırk yaşına kadar para kazanıp, sonra da ayaklarını uzatıp oturmalı. Daha önce oturmak da kötü, daha sonra çalışmak da. Yirmi yaşında çalışmaktan vazgeçerseniz kaynayan kanınızla başınız derde girer. Nerde ne bok yiyeceğinizi bilemez başınızı derde sokarsınız. Bir şeylerle uğraşmalısınız o yüzden, mümkünse para kazandıran bir şeylerle. Kırk yaşından sonra da çalışmayacaksınız, ya bel fıtığı olursunuz ya da kafayı yersiniz. Allah’ın size bahşettiği gövdeyi hor kullanmamalısınız. Bu dünya için eziyetin, öteki dünya için günahın kimseye yararı olmaz. Yol yakınken kendinize sakin akan bir ırmak bulun. Irmak konusunda ısrarcı değilim, az dalgalı deniz, gölet, hatta belediyenin açık bıraktığı çukurda birikmiş su bile olabilir. Ama kıçınız yere değsin kesinlikle, aklınız işte değil oynaşta olsun. Ya da kitap okuyun, maç seyredin, sevişin sevişebiliyorsanız.

Zoru gördü mü kaçacaksın arkadaş, erkekliğin lüzumu yok. Bugün pazartesi, zor bugün, kaçacaksın başka yolu yok bugün. Ben küçükken de öyleydim, popomun yemediği arkadaşlara apansız yumruk atar kaçardım. Üç beş gün ortalarda görünme, birkaç gün de arkanı kolla, bitti gitti. Çocuk bu, kan davası güdecek değil ya, morluk geçince unutacak her şeyi. Onun tarafından bakınca ben ipne gibi, puşt gibi bir şey. Benim tarafımdan bakınca; “öyle yersin yumruğu işte.” Kaçacaksın arkadaş; saçak altından yağmur altına, beton yığınlarından ormanlara, hamur işinden salatalara. Yok aga yok bu kilolar başa bela. Bildiğin memelerim çıktı, kas diye yutturmaya çalışıyorum ama kimse yemiyor. Bi ben yiyorum, ne bulursam yiyorum akşam yemeğinden sonra. Sonra kaç kurtul da nereye. Ne yumruk atacak birileri var artık ne de benim kaçıp kurtulacak kadar enerjim.

D&R'dan satın almak için tıklayın         

KİTAPYURDU'ndan satın almak için tıklayın